PARA

yazar 16 Kasım 2015

Bir zamanlar. Para niyetine arpa kullanılıyordu. Mezopotamyalılar parayı icat ettiler ve onu arpa çuvallarının yerine kullandılar. Bu buluş, çağdaş toplumun oluşmasında en önemli dönüm noktalarından biri oldu… Bugün ise insanlığın bir bölümü, Avrupa’da ortak para birimi “euro” geçerek para konusunda yeni bir sayfa açıyor…

TİCARETİN ORTAK DİLİ….  PARA DENEN ARABULUCU…

Araştırma : Mustafa ŞAPÇI

Yaklaşık 3.800 yıl önce, bugün Irak sınırları içinde yer alan Sippar adlı kentin en zengin ailelerinden birinin mensubu olan bir rahibe arsa almaya karar vermişti. Bu arsanın değeri, neredeyse bir tarım işçisinin yaklaşık 6 yıllık maaşına eşitti. Rahibe, bu arsayı, halka şeklinde büyük bir gümüş külçesiyle almayı düşünmüştü. Bu külçe de, tapınağa ilk girdiğinde ona akrabaları tarafından hediye edilmişti.

bayram_oncesi_sahte_para_uyarisi13451105120_h915386Rahibe, bir katibe bunları yazdırttı. Yazılan tabletler daha sonra 19. yy’da Sippar kentinin kalıntıları içinde bulundu. Rahibenin tabletinin içeriği, bulunan diğer tabletlerin içeriğiyle bazı noktalarda benzerlik gösteriyordu; eski Yakın Doğu’da “nakit para”nın gümüş külçelerle ifade edildiğini…

İnsanlar para kavramını ne zaman ortaya attılar? Hangi şartlar parayı yarattı?

Araştırmacılar, paranın ilk kez M.Ö. 6. ve 7. yy’da demir para olarak Akdeniz kıyıları boyunca kurulan devletlerde ortaya çıktığını ileri sürüyorlar ve eski tapınak resimlerinden, kil tabletlerden ve toprak altında gömülü eşyalardan elde ettikleri kanıtlarla şu kanıya varıyorlar: Küçük parçalar halindeki gümüşler ve altınlar, külçeler, som yüzükler tarihte bilindiğinden çok daha eski devirlerde ortaya çıkmıştı… Bu dönemler, yaklaşık M.Ö. 2500 yıllarıydı ve para, Dicle ve Fırat nehirlerinin oluşturduğu bereketli Mezopotamya kentlerinde zenginlerin gösteriş yapma amacıyla kullandığı bir değişim aracıydı…

Kuzey Illionis Üniversitesi’nde tarihçi olan Marvin Powell “0 zamanki Mezopotamya’da var olan gümüşün kullanımı aynen günümüzdeki para gibiydi. Gümüş, bir alışveriş mekanizmasıydı. İnsanlar onu çok kıymetli bir madde olarak tanımlıyorlardı” diyor.

Eski Mezopotamyalı ve Fenikeliler, bugün bizim yastık altında sakladığımız gibi, paraya hemen çevrilebilecek kıymetlerini toprak altına saklamışlardı. Bunların bazıları günümüze kadar gelebildi. Zaman ve doğanın bu metaller üzerinde yaptığı tahribat hayli fazlaydı, ama günümüze birçok bilgi aktardılar.

kolay-para-kazanmakSouthwest Missouri Eyalet Üniversitesi ekonomistlerinden Thomas Wyrick’e göre Mezopotamyalılar, parayı, dünyanın en eski şehirlerini imar ederlerken tasarlamışlardı. Bu şehirlerde, küçük caddeler boyunca uzanan çamur ve tuğladan yapılma evler ve bol miktarda tapınak bulunuyordu… Bu tapınakları inşa etmek için pek çok çiftçi kiralanmış; kendi işlerinden gönüllü olarak vazgeçen bu insanlar da zamanla esnaf, endüstri işçisi, kuyumcu ve dokumacı olmuşlardı. Bu kentler, bir kaç yüzyıl içinde gelişip büyüdüler ve güzelleştiler. Bu sayede çok önemli bir gelişme oldu: Ticaret olgusu ortaya çıktı… Daha önce insanlar küçük çaplı alışverişlerinde takas yöntemini uyguluyorlardı. Artık, büyük kentlerde oluşan piyasa bir anda geniş çaplı bir ticaretin doğmasına yol açmıştı. Ticaretle uğraşan insanlar da giderek zenginleşiyorlardı.

Bu sürecin oluşumu, bugün İlkçağ metropollerinde bulunan dünyanın en eski muhasebe kayıtlan baz alınarak açıklanıyor. Bu buluntuların en önemlilerinden biri de, Teksas Üniversitesi arkeologlarından Dennis Schmondt-Besserat’ın Yakın Doğu’daki kazılarda bulduğu 8.162 adet sikke… Besserat, bu sikkeler üzerindeki şekiller ve sembollerin farklılık ve çeşitliliklerine dayanarak, ilk paraların vergi toplayıcılar tarafından kayıt tutulmasına hizmet ettiğini savunuyor.

Bu arada, gelişen kentlerde el değiştiren mal çeşidi o kadar fazlalaşmıştı ki, artık insanlar her mala uygulanabilecek ortak bir değer aracına gerek duymaya başlamışlardı. Mezopotamya’da ortak değer aracı gümüştü ve bu metal genellikle ziynet eşyası formlarında kullanılıyordu… Mezopotamyalılar, kısa zamanda arpadan keresteye kadar her mal karşılığı için ağırlık birimi “şekel”le bağlantılı olarak gümüş bazında bir değer belirlediler: Bir şekel, 9.43 gram ağırlığında gümüşü ifade ediyordu. Bu yöntem yıldan yıla bir değişiklik yaratmadı. Şekelin ağırlığı gümüşe göre hep sabit kaldı.

bozuk-paraGümüş taşınabilir kıymetlerin en iyisiydi. Krallar, oluşan bu gümüş standartlarını kurallarla korumaya başlamışlardı. Babilliler ve Urlular, harcamalarını buna bağlı olarak gerçekleştirmeye başladılar. Nüfusun en zengin bölümü, yanlarında keseyle gümüş parçaları taşıyorlardı. Bu gümüş parçaları çarşıda teraziye konarak daha önceden ağırlığı belirlenmiş taş parçalarıyla gramı ölçülüyor, ödeme bu gümüşlerle yapılıyordu. Halkın daha alt tabakalarına mensup kişiler de standart ağırlıklarda kesilmiş gümüş parçalarını tercih ediyordu. Tabletlerde “har’ adıyla anılan bu gümüşler birer “halka para”ydı… 60 şekel ağırlığındaki bu metaller gerçek sikkelerin atası oldular…

Sucular, işçi, balıkçı ve çiftçinin parası bakır, kalay, kurşunla ödense de, buğday, takasta daha çok yer tutuyordu. Buğday, eski Mezopotamya’da bozuk para işlevi görüyordu ve kandırılmayı önlüyordu. Gerek gümüşü ölçüm zorluğu gerekse ölçüm hatalarından kişinin gördüğü zarar azalıyordu. Tartıda ya da ödemede eksik alınan birkaç buğday tanesini kimse önemsemiyordu…

Gümüş ve buğdayın birlikte kullanılması günlük hayatı kolaylaştırıyordu. Artık tapınak görevlileri vergileri bir önceki yıla oranla altıda bir artmış çiftçiden vergisini artan kısmıyla tahsil etmekte zorlanmıyordu. Borçlanmalarda bileşik faiz hesaplamaları çok kolaylaşmıştı.

Uygarlık üstüne uygarlığın filizlendiği Akdeniz bölgesinde yaşayanlar artık düz takas yöntemini terketmeye, ihtiyaçlarını yerel kıymetli metallerle satın almaya başlamışlardı. Bu metaller bozulmuyor, üstelik küçük parçalara da bölünebiliyordu.

Ticaret geliştikçe, insanlar da neyi para olarak kabul edecekleri konusunda daha seçici olmaya başlamışlardı… Bu metallerden birkaçı da diğerlerinden öne çıkmış olmalıydı. Tüccarlar, müşterilerinin çoğunda aynı ödeme aracını gördükleri için durumu hemen benimsediler…

Gümüş, her devirde değiş tokuş aracıydı… Örneğin, Filistin kanunlarının yazılı olduğu Eski Ahit’te, Filistin sahillerine gelen denizcilerin Samson’un gizli gücünün nereden kaynaklandığını söylemesi için Delilah’a 1.100 gümüş teklif ettikleri anlatılıyordu. Bu anlatılanlar efsane özelliği taşısa da, o zaman kullanılan ticari değiş tokuş araçları hakkında bugüne  ışık tutuyorlar.

Akdenizli demirciler de, ticareti daha basit hale getirebilmek için kendilerine birtakım takas yöntemleri geliştirmişlerdi. Mısır’ın belirli bölgelerinde de çeşitli halka ve  yüzüklerin kullanıldığı tespit edildi; M.Ö. 14. yüzyıla ait bir freskteki figürde, ilk başkent Tebes’de altın halkalar tartan bir adam betimleniyordu…

Bu değişimler Akdeniz hayatını da değiştirmişti. Paranın ortaya çıkışıyla, sahilden içeride yaşayan halkların da farkına varıldı. Onlar, kapılarına kadar gelen Suriyeli ve Fenikeli tüccarlarla ticarete başlamışlardı; genellikle tek mal üzerine yoğunlaşıyorlar, örneğin sadece sığır yetiştiriyorlar ya da toprağı kazarak altın ya da gümüş çıkartabiliyorlardı. Belirli bir işte uzmanlaştıkları için verimleri de o kadar arttı ve böylece daha çok mal üretildiği için ticaret yoğunlaştı. Zenginlik, Miken savaşçılarınıı bronzla silahlandırdı, Tutankamon’a altınla dolu mezarlar yaptırdı, Kral Süleyman’ın sarayını Saba Melikesi’ni bile şaşırtacak görkeme kavuşturdu…

Ancak, eski Doğu Akdeniz’de kullanılan altın ve gümüşten halka, külçe, parça ya da ziynet biçimindeki paralar, hala bugün bildiğimiz anlamda paraya benzemiyordu; özgünlük ve garantiden yoksundu… Bu nedenle kimse tanımadığı birinden söz konusu değişim araçlarını almak istemiyordu.

Paraya güven, onun ağırlığı ve değeri, ancak saygı duyulan biri kefil olduğunda gerçekleşecekti… Yıllardır bu kefaletin izini arayan Tuft Üniversitesi arkeologlarından Miriam Balmuth, aynı dönemlerde ağırlıkların kral ya da ünlü tüccarlar tarafından mühürlendiğini, paranın da aynı şekilde resmiyet kazanmış olması gerektiğini belirtiyor…

Eski Dünya’da hilekarlık oldukça yaygındı. Eski kutsal kitaplar, getirdikleri kurallarla bu hilekarlığı yasaklamaya çalışıyorlardı, ama gerçekte hilekarlığı engelleyecek bir düzene ihtiyaç vardı. M.Ö. 600 yılında tüccar ve parfüm üreticileri olarak tanınan Lidyalılar bunu başardılar; maden sikkelerin üzerine kralları Krezüs’ün resmini bastılar… Aynı dönemde Çin hükümdarları da kendilerine ait olan ilk parayı basıyorlardı.

Lidyalıların paraları, zengin yoksul herkesin kullanabileceği paralardı. Değerli metalden küçük boyutlarda basılan bu sikkelerde aslan veya başka yaratıkların figürleri vardı. Bu icat Krezüs’e öyle bir zenginlik getirdi ki, “Karun gibi zengin” sözünü günümüze kadar taşıdı… Lidyalıların paraları herkes tarafından kullanıldı. Birkaç on yıl içerisinde Yunanistan’daki yöneticiler gümüş ve altından değişik değerlerde paralar ürettiler. Bunların her iki yüzünde de tanrı ve tanrıça figürleri basılıydı… Yunan tüccarları bu parayla birlikte dolaştıkları Akdeniz’de her tarafa felsefelerini, politikalarını ve sanat görüşlerini yaydılar, bir sürü yerde koloni oluşturdular.

Cebimizdeki paranın geçirdiği küçük bir değişim, bugünkü batı dünyasını yaratmıştı. Eğer para icat edilmemiş olsaydı, hala takas yapıyor olacaktık. Para, uzmanlaşmaya doğru bir kapı açtı; bu kapıdan da modern topluma ulaştık…

KİRLENME ÖNEMLİ BİR SORUN… BİR PARANIN MALİYETİ…

Para basmak hiç de kolay bir işlem değil… Ekonomik karşılığının yanısıra, para basma hem zaman hem de maddi açıdan külfetli bir olay… Bunun için çok gelişmiş makinalar gerekiyor. Bugün Batı Avrupa ülkelerinde para basımında kullanılan makinaların ortalama hızı, dakikada 600-700 banknot…

Bir paranın maddi külfeti ise büyük ölçüde kullanılan malzemeye göre değişiyor. Kağıt paralarda daha düşük olurken, madeni paralarda maliyet ana paranın değerinin yüzde 30’larında dolaşıyor. Nitekim bugün, ekonomisi sağlam dengeler üzerine oturmuş ülkelerde daha fazla madeni para basılırken, azgelişmiş ve enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde kağıt para tercih ediliyor, Son zamanlarda özellikle madeni para basımında da belli bir estetik kaygı egemen… Fransa, İtalya, Portekiz gibi ülkeler iki farklı metalden oluşan çift renkli madeni paralar basıyorlar. Bu madeni paralar kuşkusuz göze daha hoş geliyor, ama maliyeti yüzde 30’luk ortalama değerin üstüne çıkıyor.

Paranın ekonomik değeri ve dünya alışverişindeki öneminin yanısıra, bazı pratik sorunları da var… Örneğin, paranın zaman içinde fazla dolaşımdan kirlenmesi ve bakteriler içermesi… Çeşitli gelişmiş ülkelerde yapılan laboratuvar analizlerin kağıt paraların daha fazla kirlendiğini ortaya koyuyor. Bir kağıt parada bir yıllık dolaşımdan sonra saptanan ortalama bakteri sayısı 5… Ancak, parası güçlü ülkelerde madeni paralar da kirlenmeden payını alıyor. Çünkü, bu paraların dolaşımı daha fazla… Örneğin ABD’de yapılan bir araştırma, en kirli paralardan birinin 20 sent olduğunu gösteriyor. 20 sentlerin üstünde en az iki farklı familyaya ait bakteri grubu saptanmış…

Paraların, üzerindeki bakteri ve mikropların temizlenmesi bugün gelişmiş ülkelerde üstünde kafa patlatılan bir konu… Japonlar bu sorunu çözmek için “banknot yıkama” tekniğini geliştirdiler. Bu, darphanelerde bulunan özel bir makina… Çok eskiyen kağıt paralar bu makinanın içine yerleştiriliyor ve yüksek sıcaklıkta buharla sterilize ediliyor, böylece yenilenen paralar tekrar piyasaya sürülüyor.

ABD’de ise para kirlenmesi çok ciddi bir olay olarak ele alınıyor. California Üniversitesi’nde 1998 yılında gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, bu ülkedeki madeni paraların yüzde l8’inde, kağıt paraların da yüzde 7’inde çok salgın hastalıkların virüsleri bulunuyor. Yine Amerikan Pediatri Akademisi’nin bir raporuna göre, ABD’de küçük çocuk ölümlerinde para yutma ilk sıralarda yer alıyor. Bu nedenle Amerikan Pediatri Akademisi hamile kadınların özellikle hamilelik ve doğum sonrasında madeni paralarla dolaşmalarının yasaklanmasını istiyor.

Bütün bu kirlilik tehlikelerinden hareket eden sağlık uzmanları, kağıt paranın dolaşım süresinin 4-5 yıldan 2-3 yıla indirilmesi gerekliliğini savunuyorlar.

Para konusunda bir başka baş ağrıtan problem de sahte banknot basımı… Bu konuda her ülke kendi parasının renk ve biçimine göre bazı önlemler alıyor. Bütün kağıt paralarda halka ve kıvrımlı çizgilerden oluşan bazı karmaşık şekillerin var olması sahtekarlığı önlemeye yönelik bir önlem… Geometrik çizim aracı denilen makine ile yapılan bu şekiller aslında şifrelenmiş çizimler…

Kağıt paraların özel kağıtlara basılması da bir çeşit sahtekarlık önleyici yöntem… Bu kağıtların çoğu filigranlı, yani içinde yazı ve resim gözüken kağıtlar. Para ışığa tutulunca, soluk bir biçimde filigranı görülüyor. Bazı paraların içine sahtekarlığa karşı güvenlik amacıyla fazladan bir madeni tel konuyor.

“Euro” para biriminin basımında açık renkler kullanılması da sahtekarlığa karşı bir önlem… Tercih edilen bu renk nedeniyle “Euro”nun fotoğrafla çoğaltılması olanaksız…

PARA BASMANIN İNCELİKLERİ…

Banknot basımında ilk aşama, paranın üstünde yer alacak desenin oluşturulması… Bu desen genel olarak usta çizerler tarafından gerçekleştiriliyor ve daha sonra filigran kağıt üzerine basılıyor. Ancak filigran kağıt üzerine basılırken kaç baskı yapıldığı hayli önemli… Çünkü, ne kadar fazla baskı yapılırsa paranın değeri o kadar fazla oluyor.

Madeni paralarda ise önce paranın resmi yapılıyor ve daha sonra alçıdan ana kalıp hazırlanıyor. Bu ana kalıp, basılacak madeni paradan daha büyük tutuluyor. Daha sonra bundan daha sert bir kauçuğa yeni bir kalıp daha alınıyor. Bu ikinci kalıp küçültme makinasına takılıyor. Bu kalıp dönerken, sivri bir uç kalıbın bütün ayrıntılarını izliyor. Bu izleyiş sertleştirilmiş bir madeni yüzey üzerinde, bir oyma tekerleğiyle aynen yenileniyor. Böylece kauçuk kalıptaki şekil aynen, ama daha küçük ölçekte maden kalıp halinde çıkarılmış oluyor.

Daha sonra usta bir oymacı, özenle madeni paranın yüzeyine tekrar rötüş yapmaya başlıyor. Bu hazırlanan kalıptan para basılacak madene baskı yapılırsa, paranın yüzü içeriye doğru oyuk oluyor. Bu nedenle, madeni paranın negatifi çıkarılıyor.

Ardından negatif kalıp sertleştiriliyor ve yüzeyi mükemmel bir biçimde perdahlanıyor. Bu aşamadan sonra kalıp artık madeni para basımı için hazır hale geliyor. Fıçı benzeri araçlarda parlatılmış iki yüzü boş maden parçaları bu iki kalıp arasından geçiriliyor. Böylece aynı anda paranın ham madeninin iki yüzüne de baskı yapılmış oluyor…

DÜNYANIN EN KÜÇÜK VE EN BÜYÜK PARASI…

Bu tartışma bugün hala sürüyor. Ancak birçok uzman ve koleksiyoncu, 1904 yılında Panama’da basılan ‘Victoriano Lorenzo” madeni parasını dünyanın en küçük parası olarak kabul ediyor. Bu paranın çapı 10 mm. ve ağırlığı da 1,2 gram…

Yeni zamanların en büyük parası ise Avustralya’da 1992 yılında basılan “Kookaburra” madeni parası… Kalınlığı 1,5 cm. ve çapı 10 cm. olan bu paranın değeri ise yaklaşık 30 Amerikan doları…

SAHTE PARAYA KARŞI SÜPER KALEM…

Bugün sahte paraya karşı geliştirilen teknik ve aygıtlar çok çeşitli… Bu alandaki en son ürünlerden bir tanesi de “Antifurbo” adındaki süper kalem… Bir banknotun sahte olup olmadığını anlamak için bu kalemi paranın üstünden şöyle bir geçirmek yetiyor.Sistem ise şöyle işliyor: Kalem özel olarak paraların üstündeki manyetik alanları okuyacak biçimde geliştirilmiş… Kalem bu manyetik alanlara rastladığında, uç bölümündeki delikte yeşil bir ışık yanıyor. Yani, manyetik alanın varlığını doğruluyor. Böyle bir alana rastlamadığında ise kırmızı ışık yanıyor…

BİRLİK İÇİN BÜYÜK ADIM… AVRUPA’DA “EURO” DÖNEMİ…

Ocak l999’la birlikte 11 Avrupa Birliği ülkesinin parasal birliğe de girmeleri ve “Euro” çatısı altında toplanmaları, Dünya ve Avrupa finans kesimi için yeni bir dönemi de beraberinde getirdi. “Euro”, Avrupa için yeni bir para birimi olmaktan öte çok büyük bir anlam ve önem taşıyor. Böyle bir ortaklık, yaklaşık 290 milyon kişinin yaşadığı coğrafya için belki de eşi görülmemiş kültürel, sosyal ve psikolojik deneyimin de başlangıcı olacak… Ayrı dillere, kültürlere, mezheplere ve hukuk sistemlerine sahip 11 Avrupa ülkesi, ortak para birimi çatısı altında ilişkilerini sürdürecek. Dahası, yüzyıllar boyunca sömürgecilik uğruna yarışan, hatta birbirlerini yok etmek için savaşan bu ülkeler, kendi para birimlerini çöpe atmak zorunda kalacak.

Almanya, İtalya, Fransa, Portekiz, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Finlandiya, Avusturya, İspanya ve İrlanda; tarihi an 1 Ocak l999’da ortak para birimine geçen ülkeler… Yeni para biriminde nakit dolaşımı 2002 yılına kadar sözkonusu değil… Yani Euro’nun dolaşımı elektronik sistemle “kaydi” olarak gerçekleştirilecek. Üç yıl sonra ise Euro banknotları, mark, frank, liret, peseta, esküdo veya florinin yerini alacak…

Tarih sayfaları karıştırıldığında, Euro’nun Avrupa uluslarının ilk ortak para birimi olmadığı görülüyor. Örneğin, Roma İmparatorluğu zamanında kullanılan “solidus” ve “denarius”, birinci milenyumun ilk 400 yılında kıtada yaygın olan para birimiydi. Bunun yanında ortak birim kullanmaya yönelik küçük ölçekli deneyimler de yaşanmıştı. 1861 yılında Fransa, İtalya, Belçika, Yunanistan ve İsviçre’nin altın ve gümüş paraları kullandıkları bir ortaklıkları vardı ve bu 1920’li yıllara kadar sürdü. İskandinav para birliği de, İsveç tarafından feshedilinceye kadar, 1870 ile 1924 arasında yürürlükte kaldı. Ancak bunlardan hiçbiri Avrupa’nın tek para birimine geçmesini sağlayamamıştı. Bu anlamda Euro, aynı zamanda benzeri olmayan bir ilki temsil ediyordu.

Para birimine ne isim verileceği, şeklinin nasıl olacağı ve hangi maddeden yapılacağı üzerinde yaklaşık 6 yıldır tartışılıyordu. Avrupa’da yürürlüğe girecek olan para birimine ilk önce “Ecu” (Avrupa Para Birimi) isminin verilmesi kararlaştırıldı. Ancak, 1995 yılındaki zirve toplantısında Helmut Kohl’ün çekincesini ortaya atması herşeyi alt üst etti; çünkü Almancada “bir ecu” anlamına gelen “Ein ecu” tümcesi ile “bir inek” anlamına gelen “Eine kuh” birbirine karışıyordu.

Bunun üzerine alternatif isimler aranmaya başlandı. Para birimine “crown”, “duca” ya da “fiorin” isimlerinden birisinin verilmesi düşünülürken sonunda toplantı masasından “Euro” kararı çıktı. Bu sefer de Yunanistan itiraz etti, çünkü Yunancada “idrar” sözcüğünün telaffuzu Euro’nunkine benziyordu. Fakat bu itiraz fazla dikkate alınmadı ve ortak para birimi resmi adına kavuştu.

Paranın şeklinin nasıl olacağına karar vermek de o kadar kolay değildi… Bugüne kadar bütün banknotlar üzerinde, ulusların tarihine mal olmuş kadın ya da erkeklerin portreleri kullanılmıştı. Ancak Avrupa kıtası üzerinde tartışma yaratmayacak ortak tarihi kişi üzerinde karar vermek oldukça zordu…

Bunun üzerine kişiler yerine tarihi yapılar, köprüler ve yerlerden oluşan, barış ve birlikteliği simgeleyen figürlerin kullanılması üzerinde anlaşıldı. Ancak bu şekiller gerçeklerine benzememeliydi, çünkü yine diğer ülkelerin hoşnutsuzluğuna neden olabilirdi…

Madeni paraların hangi maddeden olacağı da ayrı bir tartışma konusu oldu… İlk önce çokça bulunduğu için nikelin kullanılmasına karar verildi. Ancak İsveç bu kararı veto etti; gerekçesi de nikelin alerjik deri reaksiyonlarına neden olmasıydı. Bunun üzerine 1, 2 ve 5 sentlik madeni paraların bakır kaplanmış çelikten, 20 ve 50 sentlik madeni paraların ise Finlandiya tarafından bulunan ve “İskandinav altını” adı verilen maddeden yapılmasına karar verildi. Bir ve 2 Euro’luk madeni paraların ise bakır alaşımla kaplanmış nikelden olması kararlaştırıldı. En büyük olay da bu anda yaşandı, çünkü İsveç, aynı gerekçeyle İngiltere ve Danimarka gibi ortak para birimine girmekten çekildiğini ilan etti.

Şimdi, kararlaştırılan şekilde madeni paraların yapılabilmesi için büyük uğraşlar gerekiyor ve bu konu Avrupa’yı oldukça endişelendiriyor. Çünkü 2002 yılına gelindiğinde, 70 milyar madeni para ve 16 milyar banknotun basılmış olması gerekiyor. Bunun yanında bankalardan parkmetrelere, hatta telefon kulübelerine kadar birçok alanın yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Daha özlü bir anlatımla, Avrupalıları önümüzdeki yıllarda çok işler bekliyor…

6 ay süreyle eski para birimleri kullanılmaya devam edilecek olması kuşkusuz büyük karışıklıklar doğuracak… Belki de süpermarketlerde mark ve ya frankla ödeme yapmak isteyenlerle, Euro ile ödeme yapmak isteyenler iki ayrı kuyruk oluşturacaklar. Doğaldır ki, yazarkasaların da bu iki ayrı para birimine göre düzenlenmesi gerekecek. Bu sorunların nasıl aşılacağına dair net cevaplar yok… Ancak gelişmelerin nasıl seyredeceği ve para sisteminin nasıl işleyeceği konusunda birçok kesim, işlerin hiç de iyiye gitmeyeceği konusunda hemfikir…

Bunun yanında Euro’nun nakit olarak kullanılmayacak olması, kartların nakit paranın yerini alacağı sonucunu doğuruyor. Bu da önceden kartlara yüklenen para limitinin otobüse binerken ya da gazete alırken kullanılması anlamına geliyor. Yani Avrupa’yı bir anlamda para alışverişinin olmadığı bir toplum bekliyor…

Avrupa ülkelerinde halkın para birliğine nasıl baktığı da merak konusu… Almanya’da yapılan bir kamuoyu araştırması sonucuna göre halkın yüzde 61’i, para birliğinin tüketiciler için kötü sonuçlar doğuracağına inanıyor. Yine Fransa’da yapılan referanduma göre halkın yüzde 51’i Euro’ya olumsuz bakıyor. Euro çatısı altında toplanılması konusunda itici güç konumundaki Almanya ve Fransa’dan bu şekilde olumsuz seslerin yükseliyor olması, gelecekle ilgili şüpheleri arttırıyor. İngiltere, şimdilik gelişmeleri kenardan izlemeyi tercih ediyor. İngiliz yetkililer para birliğine girmek konusunda ihtiyatlı olduklarını dile getiriyorlar. Muhafazakar Parti Euro’ya soğuk bakarken, İşçi Partisi daha destekleyici bir yaklaşım çiziyor…

Birbirinden farklı ulusların para ortaklığına bürünmeleri tam bir idealizm olarak nitelendiriliyor. Avrupa Parlementosu Üyesi ve Yeşiller Partisi temsilcilerinden Daniel Cohn-Bendit, Euro’nun kıtadaki ülkeleri yakınlaştıracağına inananlardan… Bendit 20 veya 30 yıl içinde Avrupa’nın görünümünün tamamen değişeceğini ve iki ülke arasında herhangi bir savaş durumunun içsavaşla eşdeğer olacağını belirtiyor.

Tüm tartışmalar bir yana Euro, Avrupa tarihi açısından büyük önem taşıyor. Para ortaklığı, ya tarih boyunca birbirlerine düşman olan ülkelerin entegrasyonunu sağlayacak ve Avrupa tek vücut olacak ya da Avrupa için ayrılma sürecinin başlangıcı olacak… Dünya tarihindeki en büyük sosyal deneye start verildi ve sonuçları merakla bekleniyor…

DOLAR, EURO VE YEN… 4. DÜNYA PARA SAVAŞI…

Euro’nun önümüzdeki yıllarda devreye girmesiyle birlikte, strateji uzmanları dolar, euro ve yen arasında, dünya pazarlarında egemenlik kurma savaşının çıkacağı konusunda hemfikirler… Kuşkusuz her üç para da, bu savaşta tüm olanaklarını, kendisine bağlı büyük mali kuruluşları, teknolojik üstünlükleri, dev konsorsiyum ve bankaları ve borsaları devreye sokacaklar.

Bu savaşa ilk dikkat çeken kişilerden biri, dünya elektronik pazarında çok büyük güç sahibi olan Amerikan “Cantor Fitzgerald” şirketinin genel müdürü Howard Litnick… Savaşın nedenini ise şöyle açıklıyor: “Ortak paraya kadar Avrupa Birliği’ni oluşturan ülkelerin ekonomik alanda ortak davranacaklarını düşünmüyorduk. Bu kuruluşa daha çok coğrafi ve siyasal bir bütün olarak bakıyorduk. Şimdi ise, karşımıza ticari, sanayi ve mali bir bütün olarak çıkıyor. Bu durum, doların dünya pazarlarındaki gücünü kuşkusuz olumsuz etkileyecektir…” Ünlü Merril Lynch yatırım şirketlerinin genel müdürü David Komansky de aynı görüşü paylaşıyor. Ona göre de, Amerikalılar Euro birliğine kadar Avrupa’nın mali ve ekonomik konularda ortak tavır alacağına inanmıyorlardı.

Gerçekten de 1 Ocak 1999 tarihi itibariyle 11 ülkenin ortak para kullanımını başlattığı belirtiliyorsa da, bu durum kısa bir gelecekte çok daha geniş boyutlara ulaşacak. Önce şu ana kadar olaya çekimser bakan İngiliz sterlini bu birliğe girecek… Onu İsveç ve Danimarka kronuyla Yunan drahmisi izleyecek. Ardından Polonya, Letonya, Macaristan, Slovenya ve Ukranya gibi ülkelerin para birimleri de bu birliğe katılacak. Yani bir başka deyişle, tarihte bugüne kadar görülmemiş bir coğrafi alanda “para birliği” oluşturulacak…

Kuşkusuz bugün dolar, herşeye karşın dünyanın en güçlü parası… Yeryüzünde satılan tüm ürünlerin yaklaşık yüzde 11 ,6’sı dolar bazında işlem görüyor. Bir başka deyişle, bu Japon yeninin iki misli, Alman markının 4 misli bir işlem hacmi demek… Doların bu gücü aslında birçok işlemde aynı paranın kullanılmasından kaynaklanıyordu. Örneğin, bugün bir Brezilyalı, Amerikan pazarına kahve sattığında bunu dolar ile gerçekleştiriyordu, Amerika’dan otomobil ithal ettiğinde yine dolarla ödeme yapıyordu. Her iki işlemin dolar bazında gerçekleşmesi nedeniyle kayıp çok düşük düzeyde kalıyordu. Oysa, düne kadar Angolalı bir şirket, Almanya’ya kahve ya da elmas sattığında bunun karşılığında Mark alıyordu. Kendi üretimi için Fransa’dan makina ithal ettiğinde ise ödemeyi Fransız frangı üzerinden yapıyordu. Bir sonraki yıl bu işlemi Portekiz ve Hollanda ile yenilediğinde, escudo ve florin hesapları yapıyordu. Bu farklı paraların karmaşası ise Angolalı üreticiye büyük paralar kaybettiriyordu. Bunun sonucu işlemlerini dolar bazında gerçekleştirmek isteğini sürekli tekrarlıyor ve bunu istiyordu. Bu bağlamda dolar, uluslararası işlemlerde en çok aranan ve istenilen para konumunu koruyordu.

Ne var ki, bugün işler değişiyor. Angolalı kahve üreticisi, Avrupa ile ekonomik ticarete giriştiğinde artık karşısında değeri tüm ülkelerde sabit bir parayla, “euro” ile karşılaşacak ve kambiyo işlemlerinden dolayı kaybetmeyecek. Bunun sonucu “euro”, dolar kadar talep edilen bir para konumuna gelecek. Ancak, yine de dolan öyle birkaç yıl içinde altetmesi pek mümkün görünmüyor. Çünkü, bugün dünya ticaretinin üçte biri “euro” ile, beşte biri “yen” ile gerçekleştirilirken, Amerikan dolarının bu pazar içinde payı ise yüzde 50… Euro’nun egemen olduğu bölgelerde brüt milli gelir 6,4 milyar dolar iken, Amerika’da bu rakam 7,4 nıilyar dolar… Öte yandan, bugün bile dünyanın en büyük sanayi, ticari ve mali kuruluşları hala Amerikan ya da Kanada etiketi taşıyor.

Uzmanlar 21. yüzyıl için dola, euro ve mark arasında müthiş bir savaşın yaşanacağını söylüyorlar. Üstelik bu savaşın alanları öylesine içiçe girmiş durumda ki… Örneğin, Brezilya bir Latin Amerika ülkesi olarak Amerikan dolarının etki alanında bulunuyor. Ancak, bu ülke dış ticaretinin yaklaşık üçte birini “euro”nun geçerli olduğu Avrupa ülkeleriyle yapıyor. Doların etki alanı sadece coğrafya ile sınırlı değil… Alaska’dan Patagonya’ya, bazı Afrika ülkelerinden Çin ve Hindiçin ülkelerine kadar uzanıyor.

Bu savaşta Japon yenini hiç de küçümsememek gerekiyor. Japon şirketleri, özellikle işçi başına randıman konusunda Amerikalı ve Avrupalı rakiplerine açıkça meydan okuyorlar. Japonya’nın milli geliri, Fransa’dan, Almanya’dan ve İngiltere’den daha fazla… Dünyanın en güçlü bankası, “Tokio Mitsubishi” isimli bir Japon bankası… Öte yandan bugün, gerek Amerika’nın gerekse Avrupa’nın birçok büyük bankasında Japon sermayesinin payı çok yüksek… Japonlar ortak bir tavırla Avrupa’nın ve Amerika’nın bankacılık sistemini bir gün içinde büyük bir krize sokabilecek güce sahipler…

Ayrıca, bugün yeryüzünün en büyük sanayi kuruluşlarının içinde çok sayıda Japon firması yer alıyor. Örneğin, Financial Times gazetesinin yaptığı bir araştırmaya göre, yeryüzünün en güçlü ilk 20 firmasının içinde üç tane Japon firması bulunuyor. Euro para biriminin geçerli olduğu bölgeden ise bu listeye giren sadece Royal Dutch Shell şirketi…

Kuşkusuz gerek dolar, gerek yen gerekse de euro, bir süre için büyük bir mali çatışmadan uzak kalmaya çalışacaklar. Ancak, bir süre sonra ekonominin önüne geçilmez çarkları çalışmaya başlayacak ve çatışma kaçınılmaz hale gelecek…

ÜÇ PARANIN KİMLİĞİ

Dolar kelimesi 18. yüzyılda Avrupa’da kullanılan ve Almanca kökenli bir kelime olan “taler” kelimesinden geliyor. Amerika’da ilk dolar 18. yüzyılda basıldı. Bu eylemle Amerika’ya yerleşen çiftçiler bağımsızlıklarını vurgulamak istemişlerdi, ama İngiliz Sarayı bu paranın basımına izin vermedi. Bugün tüm Amerika kıtasına bu para egemen… Onu

izleyen İspanyol “real’i ise sömürgeciliğin bir kalıntısı olarak varlığını koruyor.

Çince “Yuan” kelimesinden geliyor, ilk kez Meji Hanedanı’nın “Restorasyon” döneminde basıldı. 1871 tarihinde Japonya’nın resmi para birimi haline geldi ve hükümet o tarihe kadar yürürlükte olan tüm diğer paraların ortadan kaldırıldığını açıkladı. O tarihe kadar Japonya’da tam 244 büyük aile ve “shogun” tarafından bastırılan 1.700 farklı para kullanılıyordu. Yen, 1879 tarihinden sonra ortak para birimi oldu…

Euro, resmi olarak 1 Ocak 1999 tarihinde doğdu. Şu an için sadece

11 Avrupa ülkesi tarafından kabul edilmiş bulunuyor. Euro kullanan ülkelerin toplam nüfusu 289 milyon… Bu ülkelerdeki ortalama enflasyon oranı ise yılda yüzde 2,4…

7 MİLYAR “EURO”YU 3 YIL BOYUNCA SAKLAYACAK DEPO ARANIYOR…

Zecca (Avrupa Merkez Bankası) 2002 yılına kadar, o tarihte sirkülasyona girmesi düşünülen 7 milyar “euro”yu belli zaman aralıklarıyla basacak, ancak bunları piyasaya sürmeyecek. Ne var ki, bu miktarda paranın nerede saklanacağı önemli bir sorun oluşturuyor. Merkez Bankası’nın uzmanlarına göre her biri yarım kilo çeken, madeni “euro” külçelerinin tümünü saklayabilmek için 25.000 metrekarelik bir alan gerekiyor. Bu da yaklaşık 5 büyük futbol stadyumu genişliğindeki alan demek… Üstelik sadece böyle bir mekan bulmakla iş bitmiyor. Buranın güvenliğinin sağlanması ve hırsızlığa karşı süper önlemlerin alınmış olması gerekiyor. Avrupa Merkez Bankası yetkilileri bu konuyu üye ülkelerin Maliye Bakanlıkları ve Silahlı Kuvvetleri sorumlularıyla tartışıyorlar. Son kararı Avrupa Merkez Bankası’nın Yürütme Konseyi verecek…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir